Web Sitemize Hoşgeldiniz 17 Ağustos 2018

Türkçe Deyimler ve Kısaca Anlamları


Şimdiki Yazımızda Türkçe Deyimler ve Kısaca Anlamları Konusundan Bahsedeceğiz

Abayı yakmak: Bir kimseye gönlünü kaptırmak.

Acısını çekmek: Yapılan yanlış bir işin doğurduğu sıkıntı ve üzüntüyü yaşamak.

Açığını bulmak: Herhangi bir işteki eksiği, hileyi veya zararı ortaya çıkarmak.

Açık kapı bırakmak: Gerektiğinde bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak.

Aç susuz kalmak: Çok yoksul bir duruma düşmek, fakirlikten yaşayamaz hâle gelmek.

Ağzının tadı kaçmak: Rahatı kaçmak, huzurunu kaybetmek, bir kimsenin kurulu dirliği, düzenliği bozulmak.

Bağrına basmak: Sevgi gösterip onu koruyuculuğuna almak.

Baltayı taşa vurmak: Farkında olmadan karşısındakini rahatsız edecek, kızdıracak söz söylemek.

Baş ağrıtmak : Çok konuşarak dinleyenlere bıkkınlık vermek.

Başına bela olmak : Bir şey ya da kimse sıkıntı verir duruma gelmek.

Can atmak: Çok istemek, çok arzulamak.

Can çekişmek: Ölmek üzere bulunmak.

Can kulağıyla dinlemek: Kendini vererek, büyük bir dikkatle dinlemek.

Çakı gibi: Canlı ve atik, çevik.

Çıngar çıkarmak: Gürültü patırtı, karışıklık ve kavga çıkarmak.

Dağ devirmek: Çok zor görünen işleri başarmak.

Dallanıp budaklanmak: Genişleyip yayılmak, gittikçe büyüyerek karışık bir durum almak.

Deli divane olmak: Bir şeyi, bir kimseyi aşırı derecede sevmek, ona tutkun olmak.

Dillere destan olmak: Bir olay veya nitelik halk arasında yayılmak.

Ecel teri dökmek: Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.

Ekmeğini taştan çıkarmak: En zor işleri bile yapıp geçimini sağlayacak becerilikte olmak, her türlü işi yapmak.

El ele vermek: Güçleri birleştirip işbirliği yapmak, yardımlaşmak.

Eli çabuk: Süratli iş gören.

Eline su dökemez: Sözü edilen kişi, değerce ondan çok geride.

Faka basmak: Tuzağa düşmek, aldatılmak.

Farkına varmak: Gözüne çarpmak, orada bulunduğunu anlamak, fark etmek.

Fikir almak: Birinin düşüncesinden yararlanmak.

Fiyat biçmek: Bir şeyin değerini belirlemek, para karşılığını tespit etmek.

Gafil avlamak / avlanmak: Bir kimseyi hazırlıksız ve habersiz bir anında yakalamak, güç duruma düşürmek, güç durumundan yararlanmak.

Gel keyfim gel: Bir durumdan duyulan memnunluk, işlerin yolunda gitmesi anlatılır.

Gına gelmek: Usanmak, bıkmak.

Göğsü kabarmak: İftihar etmek, övünç duymak.

Haber uçurmak: Çabucak, gizlice haber göndermek.

Haddini bilmek: Kendi değer ve yeteneğini bilmek, üstün görmemek, kendi yapabileceği şeylerin ötesine geçmemek.

Hâlden anlamak: Bir kimsenin içinde bulunduğu zor durumu kavrayarak, anlayıp sezerek hoşgörülü olmak, anlayış göstermek.

Islah etmek: Hatası, yanlışı olan kimseyi yola getirmek, doğru olanı görmesini sağlamak.

Işık tutmak: 1. Karanlık bir yeri ışıkla aydınlatmak. 2. Bilgisiyle, düşüncesiyle bir konuya açıklık getirmek, tutacağı yolu göstermek.

İbret almak: Kötü bir olaydan etkilenerek ders almak.

İçi cız etmek: Ansızın içi sızlamak, çok üzülmek.

İçinden gülmek: Birisine sezdirmeden içten içe gülmek, eğlenmek.

Jeton düşmek: Anlamak, kavramak.

Kabak tadı vermek: Bıktırmak, usanç vermek, tatsız olmaya başlamak.

Kafadan atmak: Bir konu üzerinde inceleme yapmadan, rastgele konuşmak.

Kalbini kırmak: İncitmek, küstürecek kadar üzmek, gönlünü kırmak, gücendirmek.

Kalıbının adamı olmamak: Görünüşünden bekleneni yapamaz olmak, umulanı ortaya koymamak.

Lafa tutmak: Birini konuşarak, gereksiz meseleler anlatarak işinden alıkoymak.

Laf olsun diye: Rastgele, belli bir amaç gütmeden.

Makas almak: Birinin yanağını orta parmakla gösterme parmağı arasında sıkmak.

Maskesi düşmek: Gerçek yüzü, kimliği, niteliği ortaya çıkmak.

Maşası olmak: Sakıncalı bir işte, biri tarafından araç olarak kullanılmak.

Nara atmak: Yüksek bir sesle haykırmak, kabadayıca bağırmak.

Ne akar ne kokar: Kimseye ne faydası ne de zararı dokunan pısırık, çekingen kimseler için kullanılır.

Nefes tüketmek: Bir şeyi anlatmaktan çok yorulmak.

Ocağına incir dikmek: Birinin evini barkını dağıtmak, düzenini alt üst etmek, yuvasını yıkıp toparlanamaz hâle getirmek.

Ok yaydan çıkmak: Geri dönülemeyecek bir iş yapmak, söz söylemek ya da bir harekette bulunmak.

Oluruna bırakmak: Bir işin yapılabildiği, olabildiği kadarıyla yetinmek, müdahale etmeden bekleyip sonucuna ne olursa olsun razı olmak.

Öç almak: Yapılan bir kötülüğün acısını aynı derecede bir kötülük yaparak çıkarmak.

Ölmek var, dönmek yok: “Neye mal olursa olsun, iş sonuna kadar götürülecektir, yapılmasından kaçınılmayacaktır” anlamında kullanılır.

Ömür çürütmek: Uzun süre bir şey için emek vermiş olmak, ya da boşuna zaman harcamış olmak.

Pabucu dama atılmak: Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek, değer ve itibarını kaybetmek.

Pabuç bırakmamak: Yılmamak, korkmayıp yapacağından vazgeçmemek.

Palavra atmak: Abartarak söylemek, yalan söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek.

Rahat durmamak: Yaramazlık etmek, kımıldayıp durmak.

Ramak kalmak: “Bir şeyin olmasına çok az kalmak” anlamında kullanılır.

Ruhunu teslim etmek: Ölmek.

Saati saatine uymamak: Bir kimsenin durumu, huyu sık sık değişir olmak.

Saç ağartmak: Bir işte uzun zaman çalışıp emek vermiş olmak.

Sağa sola bakmamak: Ortalığı kollamak, çevresi ile ilgilenmemek.

Şafak atmak: Aniden önemli bir durumla karşı karşıya kaldığını anlamak, bu sebeple tedirgin olmak.

Şart koşmak: Bir işin yapılmasını önceden bir şarta bağlamak.

Şeytan diyor ki!: “İçimden şu kötü işi yap, doğru yoldan ayrıl eğilimi geçip duruyor” anlamında kullanılır.

Tabana kuvvet: “Binecek bir şey yok, yayan gitmekten başka çare de kalmadı” anlamında kullanılır.

Tadını çıkarmak: Bir şeyin sağladığı güzelliklerden ya da imkanlardan istediği gibi yararlanmak.

Takke düştü kel göründü: Kusuru, kabahati örten şey ortadan kalkınca bütün çirkinlikler, hileler, ayıplar ortaya çıktı.

Ucunu kaçırmak: Çıkmaza girmek, denetimi elinden kaçırmak.

Ucuz atlatmak: Güç ve tehlikeli durumdan az bir zararla sıyrılmak.

Uyku bastırmak: Aşırı derecede uykusu gelmek, uyuma isteği duymak.

Üç aşağı beş yukarı: Az bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak üzere, yaklaşık olarak.

Ün kazanmak: Adı her yerde duyulmak, şöhreti herkesçe bilinir olmak.

Üstüne atmak: Kendi kaptığı bir suçu birine yüklemek.

Vakit geçirmek: Oyalanmak, bazı şeylerle meşgul olarak zamanın geçmesini sağlamak.

Vaktini öldürmek: Zamanını yararsız, gereksiz, boş işlerle ya da hiç iş yapmadan, boş yere geçirmek.

Volta atmak: Bir aşağı bir yukarı dolaşmak, gidip gelmek.

Yabana atmak: Önem vermemek, önemsiz görüp dikkate almamak, üzerinde durmamak.

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak: Bir tehlikeden, güç bir durumdan kaçarken daha kötüsüyle karşılaşmak.

Zora binmek: İş güçleşmek, ancak zor kullanarak halledilecek hâle gelmek.

Zeytinyağı gibi üste çıkmak: Bir konuda haksız olduğunu kabullenmeyerek kurnazlıkla kendini haklı ya da suçsuz çıkarmaya çalışmak.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAS

Yorumlar

Henuz yorum yapilmamis.