Web Sitemize Hoşgeldiniz 20 Mart 2019

Türkçe Deyimler ve Kısaca Anlamları



Şimdiki Yazımızda Türkçe Deyimler ve Kısaca Anlamları Konusundan Bahsedeceğiz

Abayı yakmak: Bir kimseye gönlünü kaptırmak.

Acısını çekmek: Yapılan yanlış bir işin doğurduğu sıkıntı ve üzüntüyü yaşamak.

Açığını bulmak: Herhangi bir işteki eksiği, hileyi veya zararı ortaya çıkarmak.

Açık kapı bırakmak: Gerektiğinde bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak.

Aç susuz kalmak: Çok yoksul bir duruma düşmek, fakirlikten yaşayamaz hâle gelmek.

Ağzının tadı kaçmak: Rahatı kaçmak, huzurunu kaybetmek, bir kimsenin kurulu dirliği, düzenliği bozulmak.

Bağrına basmak: Sevgi gösterip onu koruyuculuğuna almak.

Baltayı taşa vurmak: Farkında olmadan karşısındakini rahatsız edecek, kızdıracak söz söylemek.

Baş ağrıtmak : Çok konuşarak dinleyenlere bıkkınlık vermek.

Başına bela olmak : Bir şey ya da kimse sıkıntı verir duruma gelmek.

Can atmak: Çok istemek, çok arzulamak.

Can çekişmek: Ölmek üzere bulunmak.

Can kulağıyla dinlemek: Kendini vererek, büyük bir dikkatle dinlemek.

Çakı gibi: Canlı ve atik, çevik.

Çıngar çıkarmak: Gürültü patırtı, karışıklık ve kavga çıkarmak.

Dağ devirmek: Çok zor görünen işleri başarmak.

Dallanıp budaklanmak: Genişleyip yayılmak, gittikçe büyüyerek karışık bir durum almak.

Deli divane olmak: Bir şeyi, bir kimseyi aşırı derecede sevmek, ona tutkun olmak.

Dillere destan olmak: Bir olay veya nitelik halk arasında yayılmak.

Ecel teri dökmek: Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.

Ekmeğini taştan çıkarmak: En zor işleri bile yapıp geçimini sağlayacak becerilikte olmak, her türlü işi yapmak.

El ele vermek: Güçleri birleştirip işbirliği yapmak, yardımlaşmak.

Eli çabuk: Süratli iş gören.

Eline su dökemez: Sözü edilen kişi, değerce ondan çok geride.

Faka basmak: Tuzağa düşmek, aldatılmak.

Farkına varmak: Gözüne çarpmak, orada bulunduğunu anlamak, fark etmek.

Fikir almak: Birinin düşüncesinden yararlanmak.

Fiyat biçmek: Bir şeyin değerini belirlemek, para karşılığını tespit etmek.

Gafil avlamak / avlanmak: Bir kimseyi hazırlıksız ve habersiz bir anında yakalamak, güç duruma düşürmek, güç durumundan yararlanmak.

Gel keyfim gel: Bir durumdan duyulan memnunluk, işlerin yolunda gitmesi anlatılır.

Gına gelmek: Usanmak, bıkmak.

Göğsü kabarmak: İftihar etmek, övünç duymak.

Haber uçurmak: Çabucak, gizlice haber göndermek.

Haddini bilmek: Kendi değer ve yeteneğini bilmek, üstün görmemek, kendi yapabileceği şeylerin ötesine geçmemek.

Hâlden anlamak: Bir kimsenin içinde bulunduğu zor durumu kavrayarak, anlayıp sezerek hoşgörülü olmak, anlayış göstermek.

Islah etmek: Hatası, yanlışı olan kimseyi yola getirmek, doğru olanı görmesini sağlamak.

Işık tutmak: 1. Karanlık bir yeri ışıkla aydınlatmak. 2. Bilgisiyle, düşüncesiyle bir konuya açıklık getirmek, tutacağı yolu göstermek.

İbret almak: Kötü bir olaydan etkilenerek ders almak.

İçi cız etmek: Ansızın içi sızlamak, çok üzülmek.

İçinden gülmek: Birisine sezdirmeden içten içe gülmek, eğlenmek.

Jeton düşmek: Anlamak, kavramak.

Kabak tadı vermek: Bıktırmak, usanç vermek, tatsız olmaya başlamak.

Kafadan atmak: Bir konu üzerinde inceleme yapmadan, rastgele konuşmak.

Kalbini kırmak: İncitmek, küstürecek kadar üzmek, gönlünü kırmak, gücendirmek.

Kalıbının adamı olmamak: Görünüşünden bekleneni yapamaz olmak, umulanı ortaya koymamak.

Lafa tutmak: Birini konuşarak, gereksiz meseleler anlatarak işinden alıkoymak.

Laf olsun diye: Rastgele, belli bir amaç gütmeden.

Makas almak: Birinin yanağını orta parmakla gösterme parmağı arasında sıkmak.

Maskesi düşmek: Gerçek yüzü, kimliği, niteliği ortaya çıkmak.

Maşası olmak: Sakıncalı bir işte, biri tarafından araç olarak kullanılmak.

Nara atmak: Yüksek bir sesle haykırmak, kabadayıca bağırmak.

Ne akar ne kokar: Kimseye ne faydası ne de zararı dokunan pısırık, çekingen kimseler için kullanılır.

Nefes tüketmek: Bir şeyi anlatmaktan çok yorulmak.

Ocağına incir dikmek: Birinin evini barkını dağıtmak, düzenini alt üst etmek, yuvasını yıkıp toparlanamaz hâle getirmek.

Ok yaydan çıkmak: Geri dönülemeyecek bir iş yapmak, söz söylemek ya da bir harekette bulunmak.

Oluruna bırakmak: Bir işin yapılabildiği, olabildiği kadarıyla yetinmek, müdahale etmeden bekleyip sonucuna ne olursa olsun razı olmak.

Öç almak: Yapılan bir kötülüğün acısını aynı derecede bir kötülük yaparak çıkarmak.

Ölmek var, dönmek yok: “Neye mal olursa olsun, iş sonuna kadar götürülecektir, yapılmasından kaçınılmayacaktır” anlamında kullanılır.

Ömür çürütmek: Uzun süre bir şey için emek vermiş olmak, ya da boşuna zaman harcamış olmak.

Pabucu dama atılmak: Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek, değer ve itibarını kaybetmek.

Pabuç bırakmamak: Yılmamak, korkmayıp yapacağından vazgeçmemek.

Palavra atmak: Abartarak söylemek, yalan söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek.

Rahat durmamak: Yaramazlık etmek, kımıldayıp durmak.

Ramak kalmak: “Bir şeyin olmasına çok az kalmak” anlamında kullanılır.

Ruhunu teslim etmek: Ölmek.

Saati saatine uymamak: Bir kimsenin durumu, huyu sık sık değişir olmak.

Saç ağartmak: Bir işte uzun zaman çalışıp emek vermiş olmak.

Sağa sola bakmamak: Ortalığı kollamak, çevresi ile ilgilenmemek.

Şafak atmak: Aniden önemli bir durumla karşı karşıya kaldığını anlamak, bu sebeple tedirgin olmak.

Şart koşmak: Bir işin yapılmasını önceden bir şarta bağlamak.

Şeytan diyor ki!: “İçimden şu kötü işi yap, doğru yoldan ayrıl eğilimi geçip duruyor” anlamında kullanılır.

Tabana kuvvet: “Binecek bir şey yok, yayan gitmekten başka çare de kalmadı” anlamında kullanılır.

Tadını çıkarmak: Bir şeyin sağladığı güzelliklerden ya da imkanlardan istediği gibi yararlanmak.

Takke düştü kel göründü: Kusuru, kabahati örten şey ortadan kalkınca bütün çirkinlikler, hileler, ayıplar ortaya çıktı.

Ucunu kaçırmak: Çıkmaza girmek, denetimi elinden kaçırmak.

Ucuz atlatmak: Güç ve tehlikeli durumdan az bir zararla sıyrılmak.

Uyku bastırmak: Aşırı derecede uykusu gelmek, uyuma isteği duymak.

Üç aşağı beş yukarı: Az bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak üzere, yaklaşık olarak.

Ün kazanmak: Adı her yerde duyulmak, şöhreti herkesçe bilinir olmak.

Üstüne atmak: Kendi kaptığı bir suçu birine yüklemek.

Vakit geçirmek: Oyalanmak, bazı şeylerle meşgul olarak zamanın geçmesini sağlamak.

Vaktini öldürmek: Zamanını yararsız, gereksiz, boş işlerle ya da hiç iş yapmadan, boş yere geçirmek.

Volta atmak: Bir aşağı bir yukarı dolaşmak, gidip gelmek.

Yabana atmak: Önem vermemek, önemsiz görüp dikkate almamak, üzerinde durmamak.

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak: Bir tehlikeden, güç bir durumdan kaçarken daha kötüsüyle karşılaşmak.

Zora binmek: İş güçleşmek, ancak zor kullanarak halledilecek hâle gelmek.

Zeytinyağı gibi üste çıkmak: Bir konuda haksız olduğunu kabullenmeyerek kurnazlıkla kendini haklı ya da suçsuz çıkarmaya çalışmak.


DERS KİTABI CEVAPLARINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN!


BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAS

Yorumlar

Henuz yorum yapilmamis.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.