Web Sitemize Hoşgeldiniz 24 Haziran 2018

Peygamberimizin Doğduğu Çevrenin Dini, Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Özellikleri


Şimdiki Yazımızda Peygamberimizin Doğduğu Çevrede Sosyal, Dini, Siyasi Hayat Konusundan Bahsedeceğiz

Peygamberimizin (s.a.v.) doğduğu yılda Mekke şehri, Arap Yarımadası’nın orta batısında bulunan bir yerleşim yeridir. Mekke’yi içine alan Arap Yarımadası; Asya ve Afrika’nın kesiştiği önemli bir noktada bulunur. Hz. Muhammed (s.a.v.) günümüz Suudi Arabistan toprakları içinde bulunan Mekke’de doğdu. Çocukluğunu ve gençliğini bu şehirde geçirdi.

Arap Yarımadası’nın Hicaz Bölgesi olarak adlandırılan bölümü ise siyasi, ticari ve kültürel merkez konumundaydı. Mekke ve Medine, Yarımada’nın batısında Kızıldeniz boyunca kuzeye uzanan Hicaz Bölgesi’nin iki önemli şehriydi. O dönemde Bizans ve Sasani Devleti, Arap Yarımadası’na komşu iki büyük devlet idi.

Peygamberimizin (s.a.v.) doğduğu şehir olan Mekke’nin toprakları tarıma uygun olmadığı için tarımla uğraşan kişi sayısı azdı. Bundan dolayı Mekke’de ticaret ve kervancılık daha ön plandaydı. Halkın bir kısmı da hayvancılıkla uğraşırdı. Araplar için hâlâ kutsal bir yapı olan Kâbe, ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Âdem (a.s.) tarafından burada yapılmış; Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu Hz. İsmail (a.s.) tarafından yeniden inşa edilmişti. Hz. İbrahim’den (a.s.) itibaren Hicaz Bölgesi’nde yaşayanlar Kâbe’de ibadet eder ve burada hac vazifelerini yerine getirirlerdi.

Mekke, yöre halkı için çok önemli bir şehirdi. Hicaz Bölgesi’nin bu en önemli şehri Arap Yarımadası’nın inanç, kültür ve ticaret merkeziydi. Araplar arasında okuma yazma bilenlerin sayısı az olmasına rağmen şiire çok önem verilirdi. Sözlü edebiyat gelişmişti. Mekke’de kurulan panayırlarda zaman zaman şiir yarışmaları düzenlenir ve birinci gelen şiirler belli bir süre Kâbe’nin duvarına asılırdı.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) doğduğu çevrede Arap Yarımadası’nda putperestlik en yaygın inanç biçimiydi. Putperest Araplar, Yüce Yaratıcı olarak Allah’a (c.c.)(1) inanır, aynı zamanda putlara da tapar ve taptıkları putların Allah (c.c.) ile aralarında aracı olduğunu düşünürlerdi. Onlara göre putlar, Allah’a (c.c.) ulaşmanın ve O’nun hoşnutluğunu kazanmanın bir yolu idi. Her ailenin bir putu vardı. Çeşitli nesnelerden yaptıkları putlar için kurbanlar keserlerdi. Bu davranışlarıyla Allah’a (c.c.) şirk koştukları için “müşrik” adı verilen Arap toplumu hakkında Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: “İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka veliler edinenler, ‘Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.’ diyorlar. Şüphesiz Allah ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.”(2) Arap Yarımadası’nda putperestlerden başka, az sayıda Hristiyan ve Yahudi de bulunuyordu. Hristiyanlık, Yarımada’nın kuzey bölgesinde yaşayan Gassani ve Hireliler arasında yayılmıştı. Yahudiler Medine, Hayber, Fedek ve Yemen’de yaşıyordu. Ayrıca Arap toplumunda İbrahim Peygamber’in (a.s.) dinine inanan Hanifler ve İran asıllı ateşe tapan Mecusiler vardı. Bu inançların dışında Ay, Güneş ve Zühre Yıldızı’nı kutsal sayan, güneşin doğuşu, zevali ve batışı sırasında dua eden Güneş’e tapanlara da rastlanırdı.

Peygamberimizin (s.a.v.) doğduğu dönemde toplum kabileler hâlinde yaşıyordu. Peygamberimizin (s.a.v.) doğduğu çevrede de kabilecilik anlayışı hâkimdi. Göçebe ve yerleşik yaşayan iki tür kabile hayatı vardı. Medine ve Taif gibi tarıma elverişli yerlerde yaşayanlar, geçimlerini genellikle tarımla, Mekke gibi tarıma elverişli olmayan merkezlerde yaşayanlar ise geçimlerini ticaretle sağlıyordu. Sosyal yapının temelini kabileler oluşturuyordu. Kabileler arasında sürekli anlaşmazlık çıkar, güçlü kabileler zayıf olanları ezerdi. Bir kabile mensubu, haksız da olsa kendi kabilesini savunurdu. Kan davaları çok yaygındı. Bir kişinin işlediği suçu, mensup olduğu kabiledeki herkes işlemiş sayılırdı. Kabile bireylerinden birine bir saldırı olduğunda bu saldırı tüm kabileye yapılmış sayılır ve saldıranın kabilesi suçlu kabul edilirdi. Bu durum kabilelerin arasının açılmasına kabileler arasında çatışmalara yol açardı. Sosyal hayat güçlü kabilelerce belirleniyordu. Toplumda ayakta durabilmek ve saygın olabilmek için zengin olmak veya güçlü bir kabilenin üyesi olmak gerekiyordu. Zayıfların, kadınların, kölelerin hakları gözetilmiyordu.

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğduğu Arap toplumunda içki, kumar, hırsızlık, tefecilik, büyücülük gibi toplumun bozulmasına neden olan kötü davranışlar yaygındı. Hastaları iyileştirmek ve sıkıntılı durumlardan kurtulmak için kâhinlerden yardım istenirdi. Rü yalar kâhinlere yorumlatılır, onların gelecekle ilgili verdiği haberlere göre hareket edilirdi. Kötü alışkanlıkların ve yozlaşmış âdetlerin yaygın olduğu bu döneme “Cahiliye Dönemi” denilmektedir.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henuz yorum yapilmamis.